add: ilave etmek (added) – When you add 10 to 20 …. (10 u yirmiye ilave ettiğinde …)
allow: izin vermek (allowed) – I will not allow you to go (Gitmene izin vermeyeceğim)
appear: görünmek (appeared) – The sun appeared in the sky (Güneş gökyüzünde göründü)
ask: sormak/istemek – A stranger cannot ask me this question (Bir yabancı bana bu soruyu soramaz)
be: olmak (was/were) – Turkey is a very nice country (Türkiye çok güzel bir ülkedir)
become: olmak (bir şey değilken) became/become – I want to become a pilot (Bir pilot olmak isterim
begin: başlamak (began/begun) – The course will begin tomorrow (Kurs yarın başlayacak)
believe: inanmak (believed/believed) – I don’t belive her (Ona inanmıyorum)
bring: getirmek (brought/brought) – Bring me some money (Bana biraz para getir)
build: inşa etmek (built/built) – We must build good relations (İyi ilişkiler inşa etmeliyiz)
buy: satın almak (bought/bought) – I want to buy a car (Bir araba satın almak istiyorum)
call: çağırmak/aramak (tel) (called/called) – If you call my name I will come (Adımı çağırırsan geleceğim)
can: yapabilmek yardımcı fiili (could) – He can play football very well (O çok güzel futbol oynayabilir)
change: değiştirmek (changed) – We must change our plans (Planlarımızı değiştirmeliyiz)
come: gelmek (came/come) – My son comes to my house at weekends (Oğlum hafta sonları evime gelir)
consider: göz önüne almak (considered) – Please consider my situation (Durumumu göz önüne al..)
continue: devam etmek (continued) – The program will continue tomorrow (Program yarın devam edecek)
could: can yrd fiilinin dili geçmişi – I could see the sun (Güneşi görebildim / görebiliyordum)
create: yaratmak (created) – We can create an opportunity (Bir fırsat yaratabiliriz)
cut: kesmek (cut/cut) – Be careful, don’t cut your hand (Dikkatli ol, elini kesme)
die: ölmek (died) – He may die in the war (O savaşta ölebilir)
do: yapmak (did/done) – I do my homework every evening (Her akşam ev ödevimi yaparım)
expect: beklemek(ummak) (expected) – I expect to graduate next year (G… mezun olmayı umuyorum)
fall: düşmek (fell/fallen) – The leaves are falling to the ground (Yapraklar zemine düşüyor)
feel: hissetmek (felt/felt) – I do not feel a need for a car (Bir araba için ihtiyaç hissetmiyorum)
find: bulmak (found/found) – I want to find a good secretary (İyi bir sekreter bulmak istiyorum)
follow: takip etmek (followed) – Follow me to go to the cinema (Sinemaya gitmek için beni takip et)
get: almak (got/got) – I get a letter from my brother every week (Kardeşimden her hafta bir mektup alırım)
give: vermek (gave/given) – If you give money I will be happy (Eğer bana para verirsen mutlu olacağım)
go: gitmek (went/gone) – We go to work every morning. (Her sabah işe gideriz)
grow: büyümek (grew/grown) – I grew up in Istanbul (İstanbul’da büyüdüm)
happen: meydana gelmek (happened) – Nothing happened at the concert (Konserde…… olmadı)
have: sahip olmak (had/had) – I have a lot of money in the bank (Bankada bir sürü param var)
hear: işitmek (heard/heard) – I can not hear you well (Seni iyi duyamıyorum)
help: yardım etmek (helped/helped) – I helped him with his homework (Onun ev ödevine yardım ettim)
hold: tutmak (held/held) – You must hold the door handle (Kapı kolunu tutmalısın)
include: kapsamak (included) – The price does not include freight (Fiyat navlunu kapsamıyor)
keep: muhafaza etmek (kept/kept) – Keep this as a secret (Bunu bir sır olarak muhafaza et)
kill: öldürmek (killed) – The lion wanted to kill the man (Aslan adamı öldürmek istedi)
know: bilmek (knew/ known) – The woman knows the name of the killer (Kadın, katilin adını bilir/biliyor)
lead: önde gitmek, başı çekmek (led/led) – I will lead you into the meeting room (Size …. yol göstereceğim)
learn: öğrenmek (learned) – If you want to learn new things you must read books (……. kitap okumalısın)
leave: terketmek (left/left) – If we leave home early …. (Evi erken terkedersek/ayrılırsak ….. )
let: izin vermek (let/let) – I will let not let you go (Gitmene izin vermeyeceğim)
like: beğenmek/sevmek (liked/liked) – I like rock music (Rock müzik severim)
live: yaşamak (lived/lived) – We live in Istanbul (Biz İstanbul’da yaşıyoruz)
look: bakmak (looked/looked) – When I look at the sky …… (Gökyüzünde baktığımda ….)
lose: Kaybetmek (lost/lost) – I lose my patience at work (İşte sabrımı kaybederim/kaybediyorum)
love: sevmek (aşkla) (loved) – A woman loves with all her heart (Bir kadın bütün kalbinle sever)
make: yapmak (made/made) – I make chairs at home (Evde sandalyeler yaparım – üretme)
may: olasılık/izin yrd fiili (might) – May I go? (Gidebilir miyim?) izin / He may come (o gelebilir) olasılık
mean: ifade etmek (meant/meant) – What do you mean? (Ne ifade ediyorsun/demek istiyorsun)
meet: buluşmak (met/met) – I will meet my wife at the cinema (Karımla sinemada buluşacağım)
might: may yrd. fiilin dili geçmişi – He might come today (Bugün gelebilir)
move: hareket etmek/taşınmak (moved/moved) – Don’t move your hand (Elini hareket ettirme)
must: .. meli/malı – You must work hard for your exams (Sınavların için sıkı çalışmalısın)
need: ihtiyaç hissetmek – When you need money tell me (Paraya ihtiyaç duyarsan söyle bana)
offer: teklif etmek (offered) – We will offer him a good salary (Ona iyi bir maaş teklif edeceğiz)
open: açmak (opened) – Open the door and you will see the fountain (Kapıyı aç ve çeşmeyi göreceksin)
pay: ödemek (paid/paid) – Who will pay the bill at the bar? (Barda hesabı kim ödeyecek)
play: oynamak (played/played) – We play football every  day (Biz hergün futbol oynuyoruz)
provide: sağlamak/temin etmek (provided) – I will provide details (Ayrıntı sağlayacağım)
put: koymak (put/put) – Put the money in a safe please (Parayı bir kasaya koy lütfen)
reach: erişmek (reached) – We will reach Ankara in 2 hours (2 saat içinde Ankara’ya erişeceğiz)
read: okumak (read/read) – You must read books to learn English (İng öğrenmek için kitap okumalısın)
remain: kalmak (remained) – The woman remained loyal to her husband (Kadın kocasına sadık kaldı)
remember: hatırlamak – Remember my advice to be successful (Başarılı olmak için öğütümü hatırla)
run: koşmak (ran/run) – I run 5 km every day (Ben her gün 5 km koşarım)
say: söylemek (said/said) – Do you want to say something? (Birşey mi söylemek istiyorsun?)
see: görmek (saw/seen) – We see many children every morning (Her sabah çok çocuk görüyoruz)
seem: görünmek (seemed/seemed) – It seems we will lose the game (Oyunu kaybedeceğimiz görülüyor)
send: göndermek (sent/sent) – I sent the company a letter (Şirkete bir mektup yolladım)
serve: hizmet etmek (served) – We must all serve our countries (Hepimiz ülkemize hizmet etmeliyiz)
set: belirlemek (set/set) – We will set a fixed time (Sabit bir zaman belirleyeceğiz)
should: shall dili geçmiş – You should go now (Şimdi gitmelisin/gitsen iyi olur)
show: göstermek (showed/showed) – He showed me all the photos (Bana bütün fotoları gösterdi)
sit: Oturmak (sat/sat) – When I sit at the table …. (Masada oturduğumda …..)
speak: konuşmak (spoke/spoken) – I will speak to him about money (Onunla para hakkında konuşacağım)
spend: harcamak (spent/spent) – We should not spend money in vain (Boşuna para harcamamalıyız)
stand: Ayakta durmak (stod/stood) – I can not stand long (Uzun süre ayakta duramam)
start: başlamak/başlatmak (started/started) – We started a campaign (Bir kampanya başlattık)
stay: kalmak (stayed) – My brother will stay with us (Kardeşim bizimle kalacak)
stop: durmak (stopped) – If you stop the music I can hear you (Müziği durdurursan seni işitebilirim)
take: almak (avucuna) (took/taken) – If you take the money …. (Eğer parayı alırsan …)
talk: konuşmak (talked/talked) – I will talk to him about the meeting (Toplantı için onunla konuşacağım)
tell: anlatmak/söylemek (told/told) – He always tells lies (O hep yalan söyler)
think: düşünmek (thought/thought) – He thinks I am perfect. (O benim mükemmel olduğumu düşünüyor)
try: denemek (tried/tried) – I try to do my work on time (İşimi vaktinde yapmaya çalışırım/denerim)
turn: dönmek/döndürmek (turned/turned) – Turn the key (Anahtarı çevir)
understand: anlamak (understood/understood) – Try to understand me (Beni anlamaya çalış)
use: kullanmak (used/used) – We use many tools at the factory (Fabrikada çok alet kullanırız)
wait: beklemek (waited) – I will wait for you in the cinema (Seni sinemada bekleyeceğim)
walk: yürümek (walked) – I walk from home to work (Evden işe yürürüm)
want: istemek (wanted/wanted) – I want to go to the bazaar tomorrow (Yarın pazara gitmek istiyorum)
watch: izlemek (watched) – We will watch that film this evening (O filmi bu akşam seyredeceğiz)
will: .. cek/ cak (gelecek zaman) (would) – I will learn English next year (Gelecek yıl İngilizce öğreneceğim)
win: kazanmak (won/won) – Arsenal will win the match (Arseal maçı kazanacak)
work: çalışmak (worked/worked) – My borther works every day (Kardeşim her gün çalışır)
would: will yardımcı fiilinin dili geçmişi – I would call you …. (Seni arayacaktım …..)
write: yazmak (wrote/written) – I write a letter to my wife (Karıma bir mektup yazarım)

Sponsorlu Bağlantılar