add: ilave etmek (added) – When you add 10 to 20 …. (10 u yirmiye ilave ettiğinde …)
allow: izin vermek (allowed) – I will not allow you to go (Gitmene izin vermeyeceğim)
appear: görünmek (appeared) – The sun appeared in the sky (Güneş gökyüzünde göründü)
ask: sormak/istemek – A stranger cannot ask me this question (Bir yabancı bana bu soruyu soramaz)
be: olmak (was/were) – Turkey is a very nice country (Türkiye çok güzel bir ülkedir)
become: olmak (bir şey değilken) became/become – I want to become a pilot (Bir pilot olmak isterim
begin: başlamak (began/begun) – The course will begin tomorrow (Kurs yarın başlayacak)
believe: inanmak (believed/believed) – I don’t belive her (Ona inanmıyorum)
bring: getirmek (brought/brought) – Bring me some money (Bana biraz para getir)
build: inşa etmek (built/built) – We must build good relations (İyi ilişkiler inşa etmeliyiz)
buy: satın almak (bought/bought) – I want to buy a car (Bir araba satın almak istiyorum)
call: çağırmak/aramak (tel) (called/called) – If you call my name I will come (Adımı çağırırsan geleceğim)
can: yapabilmek yardımcı fiili (could) – He can play football very well (O çok güzel futbol oynayabilir)
change: değiştirmek (changed) – We must change our plans (Planlarımızı değiştirmeliyiz)
come: gelmek (came/come) – My son comes to my house at weekends (Oğlum hafta sonları evime gelir)
consider: göz önüne almak (considered) – Please consider my situation (Durumumu göz önüne al..)
continue: devam etmek (continued) – The program will continue tomorrow (Program yarın devam edecek)
could: can yrd fiilinin dili geçmişi – I could see the sun (Güneşi görebildim / görebiliyordum)
create: yaratmak (created) – We can create an opportunity (Bir fırsat yaratabiliriz)
cut: kesmek (cut/cut) – Be careful, don’t cut your hand (Dikkatli ol, elini kesme)
die: ölmek (died) – He may die in the war (O savaşta ölebilir)
do: yapmak (did/done) – I do my homework every evening (Her akşam ev ödevimi yaparım)
expect: beklemek(ummak) (expected) – I expect to graduate next year (G… mezun olmayı umuyorum)
fall: düşmek (fell/fallen) – The leaves are falling to the ground (Yapraklar zemine düşüyor)
feel: hissetmek (felt/felt) – I do not feel a need for a car (Bir araba için ihtiyaç hissetmiyorum)
find: bulmak (found/found) – I want to find a good secretary (İyi bir sekreter bulmak istiyorum)
follow: takip etmek (followed) – Follow me to go to the cinema (Sinemaya gitmek için beni takip et)
get: almak (got/got) – I get a letter from my brother every week (Kardeşimden her hafta bir mektup alırım)
give: vermek (gave/given) – If you give money I will be happy (Eğer bana para verirsen mutlu olacağım)
go: gitmek (went/gone) – We go to work every morning. (Her sabah işe gideriz)
grow: büyümek (grew/grown) – I grew up in Istanbul (İstanbul’da büyüdüm)
happen: meydana gelmek (happened) – Nothing happened at the concert (Konserde…… olmadı)
have: sahip olmak (had/had) – I have a lot of money in the bank (Bankada bir sürü param var)
hear: işitmek (heard/heard) – I can not hear you well (Seni iyi duyamıyorum)
help: yardım etmek (helped/helped) – I helped him with his homework (Onun ev ödevine yardım ettim)
hold: tutmak (held/held) – You must hold the door handle (Kapı kolunu tutmalısın)
include: kapsamak (included) – The price does not include freight (Fiyat navlunu kapsamıyor)
keep: muhafaza etmek (kept/kept) – Keep this as a secret (Bunu bir sır olarak muhafaza et)
kill: öldürmek (killed) – The lion wanted to kill the man (Aslan adamı öldürmek istedi)
know: bilmek (knew/ known) – The woman knows the name of the killer (Kadın, katilin adını bilir/biliyor)
lead: önde gitmek, başı çekmek (led/led) – I will lead you into the meeting room (Size …. yol göstereceğim)
learn: öğrenmek (learned) – If you want to learn new things you must read books (……. kitap okumalısın)
leave: terketmek (left/left) – If we leave home early …. (Evi erken terkedersek/ayrılırsak ….. )
let: izin vermek (let/let) – I will let not let you go (Gitmene izin vermeyeceğim)
like: beğenmek/sevmek (liked/liked) – I like rock music (Rock müzik severim)
live: yaşamak (lived/lived) – We live in Istanbul (Biz İstanbul’da yaşıyoruz)
look: bakmak (looked/looked) – When I look at the sky …… (Gökyüzünde baktığımda ….)
lose: Kaybetmek (lost/lost) – I lose my patience at work (İşte sabrımı kaybederim/kaybediyorum)
love: sevmek (aşkla) (loved) – A woman loves with all her heart (Bir kadın bütün kalbinle sever)
make: yapmak (made/made) – I make chairs at home (Evde sandalyeler yaparım – üretme)
may: olasılık/izin yrd fiili (might) – May I go? (Gidebilir miyim?) izin / He may come (o gelebilir) olasılık
mean: ifade etmek (meant/meant) – What do you mean? (Ne ifade ediyorsun/demek istiyorsun)
meet: buluşmak (met/met) – I will meet my wife at the cinema (Karımla sinemada buluşacağım)
might: may yrd. fiilin dili geçmişi – He might come today (Bugün gelebilir)
move: hareket etmek/taşınmak (moved/moved) – Don’t move your hand (Elini hareket ettirme)
must: .. meli/malı – You must work hard for your exams (Sınavların için sıkı çalışmalısın)
need: ihtiyaç hissetmek – When you need money tell me (Paraya ihtiyaç duyarsan söyle bana)
offer: teklif etmek (offered) – We will offer him a good salary (Ona iyi bir maaş teklif edeceğiz)
open: açmak (opened) – Open the door and you will see the fountain (Kapıyı aç ve çeşmeyi göreceksin)
pay: ödemek (paid/paid) – Who will pay the bill at the bar? (Barda hesabı kim ödeyecek)
play: oynamak (played/played) – We play football every  day (Biz hergün futbol oynuyoruz)
provide: sağlamak/temin etmek (provided) – I will provide details (Ayrıntı sağlayacağım)
put: koymak (put/put) – Put the money in a safe please (Parayı bir kasaya koy lütfen)
reach: erişmek (reached) – We will reach Ankara in 2 hours (2 saat içinde Ankara’ya erişeceğiz)
read: okumak (read/read) – You must read books to learn English (İng öğrenmek için kitap okumalısın)
remain: kalmak (remained) – The woman remained loyal to her husband (Kadın kocasına sadık kaldı)
remember: hatırlamak – Remember my advice to be successful (Başarılı olmak için öğütümü hatırla)
run: koşmak (ran/run) – I run 5 km every day (Ben her gün 5 km koşarım)
say: söylemek (said/said) – Do you want to say something? (Birşey mi söylemek istiyorsun?)
see: görmek (saw/seen) – We see many children every morning (Her sabah çok çocuk görüyoruz)
seem: görünmek (seemed/seemed) – It seems we will lose the game (Oyunu kaybedeceğimiz görülüyor)
send: göndermek (sent/sent) – I sent the company a letter (Şirkete bir mektup yolladım)
serve: hizmet etmek (served) – We must all serve our countries (Hepimiz ülkemize hizmet etmeliyiz)
set: belirlemek (set/set) – We will set a fixed time (Sabit bir zaman belirleyeceğiz)
should: shall dili geçmiş – You should go now (Şimdi gitmelisin/gitsen iyi olur)
show: göstermek (showed/showed) – He showed me all the photos (Bana bütün fotoları gösterdi)
sit: Oturmak (sat/sat) – When I sit at the table …. (Masada oturduğumda …..)
speak: konuşmak (spoke/spoken) – I will speak to him about money (Onunla para hakkında konuşacağım)
spend: harcamak (spent/spent) – We should not spend money in vain (Boşuna para harcamamalıyız)
stand: Ayakta durmak (stod/stood) – I can not stand long (Uzun süre ayakta duramam)
start: başlamak/başlatmak (started/started) – We started a campaign (Bir kampanya başlattık)
stay: kalmak (stayed) – My brother will stay with us (Kardeşim bizimle kalacak)
stop: durmak (stopped) – If you stop the music I can hear you (Müziği durdurursan seni işitebilirim)
take: almak (avucuna) (took/taken) – If you take the money …. (Eğer parayı alırsan …)
talk: konuşmak (talked/talked) – I will talk to him about the meeting (Toplantı için onunla konuşacağım)
tell: anlatmak/söylemek (told/told) – He always tells lies (O hep yalan söyler)
think: düşünmek (thought/thought) – He thinks I am perfect. (O benim mükemmel olduğumu düşünüyor)
try: denemek (tried/tried) – I try to do my work on time (İşimi vaktinde yapmaya çalışırım/denerim)
turn: dönmek/döndürmek (turned/turned) – Turn the key (Anahtarı çevir)
understand: anlamak (understood/understood) – Try to understand me (Beni anlamaya çalış)
use: kullanmak (used/used) – We use many tools at the factory (Fabrikada çok alet kullanırız)
wait: beklemek (waited) – I will wait for you in the cinema (Seni sinemada bekleyeceğim)
walk: yürümek (walked) – I walk from home to work (Evden işe yürürüm)
want: istemek (wanted/wanted) – I want to go to the bazaar tomorrow (Yarın pazara gitmek istiyorum)
watch: izlemek (watched) – We will watch that film this evening (O filmi bu akşam seyredeceğiz)
will: .. cek/ cak (gelecek zaman) (would) – I will learn English next year (Gelecek yıl İngilizce öğreneceğim)
win: kazanmak (won/won) – Arsenal will win the match (Arseal maçı kazanacak)
work: çalışmak (worked/worked) – My borther works every day (Kardeşim her gün çalışır)
would: will yardımcı fiilinin dili geçmişi – I would call you …. (Seni arayacaktım …..)
write: yazmak (wrote/written) – I write a letter to my wife (Karıma bir mektup yazarım)

What do you do? – Ne işle uğraşıyorsun? – Ne yapıyorsun?
What’s the worst part of your job? – Mesleğinin en kötü tarafı nedir?
Where do you live? – Nerede yaşıyorsun?
How long have you been living there? – Orada ne kadar zamandır yaşıyorsun?
Do you have any hobbies? – Herhangi bir hobin var mı?
What do you like doing in your free time? – Boş zamanlarında neler yapmaktan hoşlanırsın?
Do you speak any foreign languages? – Yabancı dil biliyor musun?
What’s your favourite food? – En sevdiğin yemek hangisi?
Do you like cooking? – Yemek yapmayı sever misin?
Do you have any brothers or sisters? – Arkek ya da kız kardeşlerin var mı?
Do you have any pets? – Evcil hayvanın var mı?
Do you get on well with your colleagues? – İş arkadaşlarınla iyi anlaşıyor musun?
What are your professional goals? – İş hayatındaki hedefler neler?
How do you get on with your neighbors? – Komşularınla iyi anlaşıyor musun?
What would your friends say about you? – Arkadaşların senin hakkında ne derler?
Are you interested in politics? – Politikayla ilgileniyor musun?
Describe a perfect day. What would you do? – Mükemmel bir gün sence nasıl olmalı? Neler yapardın?

“Frankly, my dear, I don’t give a damn (Gone with the Wind, 1939)“Açıkçası canım, umurumda değil.
“Here’s looking at you, kid” (Casablanca, 1942)"İşte sana bakıyor, evlat"
“You’re gonna need a bigger boat” (Jaws, 1975)“Daha büyük bir bota ihtiyacın olacak”
“May the Force be with you” (Star Wars, 1977)"Güç seninle olsun"
“Toto, I’ve a feeling we’re not in Kansas anymore” (The Wizard of Oz, 1939)“Toto, artık Kansas'ta olmadığımızı hissediyorum”
“I’m going to make him an offer he can’t refuse” (The Godfather, 1972)“Ona reddedemeyeceği bir teklif yapacağım”
“Of all the gin joints in all the towns in all the world, she walks into mine.” (Casablanca, 1942)“Tüm dünyadaki tüm kasabalardaki tüm cin derzleri arasından, benimkilere giriyor”.
“You talkin’ to me?” (Taxi Driver, 1976)“Senimle mi konuşuyorsun?”
“There’s no place like home” (The Wizard of Oz, 1939)"Ev gibisi yok"
“The first rule of Fight Club is you do not talk about Fight Club” (Fight Club, 1999)“Dövüş Kulübünün ilk kuralı, Dövüş Kulübü hakkında konuşmuyorsunuz”
“I am your father” (Star Wars: The Empire Strikes Back, 1980)"Ben senin babanım"
“Hello. My name is Inigo Montoya. You killed my father. Prepare to die.” (The Princess Bride, 1987)"Merhaba. Benim adım Inigo Montoya. Babamı sen öldürdün. Ölmeye hazırlan."
“Why so serious?” (The Dark Knight, 2008)"Neden bu kadar ciddi?"
“I’ll have what she’s having” (When Harry Met Sally, 1989)“Sahiplerine sahip olacağım”
“This is the beginning of a beautiful friendship” (Casablanca, 1942)“Bu güzel bir arkadaşlığın başlangıcı”
“We’ll always have Paris” (Casablanca, 1942)“Her zaman Paris’imiz olacak”
“Bond. James Bond” (Dr No, 1962)“Bağ. James Bond ”
“I see dead people” (The Sixth Sense, 1999)“Ölü insanları görüyorum”
“I’ll be back” (The Terminator, 1984)"Geri döneceğim"
“You can’t handle the truth!” (A Few Good Men, 1992)“Gerçeği kaldıramazsın!”
“E.T phone home” (ET, 1982)"Ev telefonundan"
“Yippie-ki-yay, mother f**ker!” (Die Hard, 1988)“Yippie-ki-yay, anne f ** ker!”
“To infinity and beyond!” (Toy Story, 1995)"Sonsuza kadar ve ötesine!"
“Houston, we have a problem” (Apollo 13, 1995)"Houston bir sorunumuz var"
“You had me at hello” (Jerry Maguire, 1996)"Senin selamın bana ulaştı"
“There’s no crying in baseball!” (A League of Their Own, 1992)“Beyzbolda ağlama yok!”
“Here’s Johnny!” (The Shining, 1980)"Işte johnny!"
”I am serious. And don't call me Shirley.” (Airplane, 1980)"Ciddiyim. Ve bana Shirley de deme.
“Mrs. Robinson, you're trying to seduce me, aren't you?” (The Graduate, 1967)"Bayan. Robinson, beni baştan çıkarmaya çalışıyorsun değil mi? ”
“Carpe Diem. Seize the day, boys” (Dead Poets Society, 1989)"Günü yakala. Günü yakala, çocuklar ”
“Leave the gun, take the cannoli” (The Godfather, 1972)“Silahı bırak, cannoli'yi al”
“Show me the money!” (Jerry Maguire, 1996)"Bana parayı göster!"
“Say hello to my little friend” (Scarface, 1983)“Küçük arkadaşıma merhaba de”
”You've got to ask yourself one question: 'Do I feel lucky?' Well, do ya punk?” (Dirty Harry, 1971)“Kendine bir soru sormalısın:“ Kendimi şanslı mı hissediyorum? ” Peki ya serseri? ”
“I love the smell of napalm in the morning.” (Apocalypse Now, 1979)“Sabah napalm kokusunu seviyorum.”
”Fasten your seatbelts. It's going to be a bumpy night.” (All About Eve, 1950)"Kemerlerinizi bağlayın. Bu engebeli bir gece olacak. ”
“Roads? Where we're going we don't need roads.” (Back to the Future, 1985)“Yollar? Gideceğimiz yerde yollara ihtiyacımız yok. ”
“I'm as mad as hell, and I'm not going to take this anymore!” (Network, 1976)“Cehennem kadar deliyim ve bunu artık almayacağım!”
”The greatest trick the devil ever pulled was convincing the world he didn't exist.” (The Usual Suspects, 1995)“Şeytan'ın çektiği en büyük hile, var olmadığı dünyayı inandırdı.”
“Keep your friends close, but your enemies closer.” (The Godfather Part II, 1974)“Arkadaşlarını yakın tut, ama düşmanların daha yakın.”
”Every time a bell rings, an angel gets his wings.” (It’s a Wonderful Life, 1946)“Her zil çaldığında, bir melek kanatlarını alır.”
“I am big! It's the pictures that got small.” (Sunset Boulevard, 1950)"Ben büyüğüm! Küçük olan resimler. ”
”What we've got here is a failure to communicate.” (Cool Hand Luke, 1967)“Burada sahip olduğumuz şey iletişim kuramıyor.”
“Shaken, not stirred” (Goldfinger, 1964)“Sarsılmış, karıştırılmamış”
“I’m the king of the world!” (Titanic, 1997)"Ben Dünyanın kralıyım!"
“Mama says, 'Stupid is as stupid does.’” (Forrest Gump, 1994)“Anne diyor ki,“ Aptal aptaldır. ”
“Just keep swimming (Finding Nemo, 2003)"Yüzmeye devam et
“If you built it, he will come” (Field of Dreams, 1989)“Eğer onu inşa edersen gelir”
“I'm not bad. I'm just drawn that way.” (Who Framed Roger Rabbit, 1988)"Ben kötü değilim. Ben sadece bu şekilde çizdim. ”
“I’m having an old friend for dinner” (The Silence of the Lambs, 1991)“Akşam yemeğinde eski bir arkadaşım var”
”Play it, Sam. Play 'As Time Goes By.’“ (Casablanca, 1942)Oynat Sam. 'Zaman Geçtikçe Gitsin'.
”I'll get you, my pretty, and your little dog, too!” (The Wizard of Oz, 1939)“Seni alacağım, güzelim ve senin küçük köpeğin de!”
“Hasta la vista, baby” (Terminator 2: Judgement Day, 1991)"Görüşürüz bebeğim"
“The Dude abides” (The Big Lebowski, 1998)"Ahbap Aldırmaz"
“I'm also just a girl, standing in front of a boy, asking him to love her.” (Notting Hill, 1999)“Ben de bir erkeğin önünde duran ve onu sevmesini isteyen bir kızım.”
”Pay no attention to that man behind the curtain!” (The Wizard of Oz, 1939)“Perdenin arkasındaki adama dikkat et!”
“Stella! Hey, Stella!” (A Streetcar Named Desire, 1951)“Stella! Merhaba Stella! ”
“After all, tomorrow is another day!” (Gone with the Wind, 1939)“Sonuçta, yarın başka bir gün!”
”You is kind. You is smart. You is important.” (The Help, 2011)“Sen kibarsın. Sen zekisin Sen önemlisin. ”
“You know how to whistle, don't you, Steve? You just put your lips together and blow.” (To Have and Have Not, 1944)“Islık çalmayı biliyorsun, değil mi Steve? Sadece dudaklarını birleştir ve üfle. ”
”Help me, Obi-Wan Kenobi. You're my only hope.” (Star Wars, 1977)Yardım et, Obi-Wan Kenobi. Sen benim tek umudumsun."
“I mean, funny like I'm a clown? I amuse you?” (Goodfellas, 1990)“Demek istediğim, ben bir palyaço benim kadar komik mi? Seni eğlendirir miyim? ”
“Go ahead, make my day” (Sudden Impact, 1983)“Devam et, günümü yap”
”I have always depended on the kindness of strangers.” (A Streetcar Named Desire, 1951)“Her zaman yabancıların nezaketine bağlı kaldım.”
“It’s alive! It’s alive!” (Frankenstein, 1931)"Yaşıyor! Yaşıyor!"
“Argo f**k yourself” (Argo, 2012)“Argo f ** k kendin”
“My precious” (The Lord of the Rings: The Two Towers, 2002)"Kıymetlim"
“Good morning, Vietnam!” (Good Morning, Vietnam, 1987)"Günaydın Vietnam!"
“I wish I knew how to quit you” (Brokeback Mountain, 2005)“Keşke seni nasıl bırakacağımı biliyordum”
“That’ll do, pig, that’ll do” (Babe, 1995)“Bu yapacak, domuz, yapacak”
“Elementary, my dear Watson” (The Adventures of Sherlock Holmes, 1939)“İlkokul, sevgili Watson”
“I don't want to survive. I want to live.” (12 Years a Slave, 2013)“Hayatta kalmak istemiyorum. Ben yaşamak istiyorum."
”Gentlemen, you can't fight in here! This is the war room!” (Dr Strangelove, 1964)Beyler, burada dövüşemezsin! Burası komuta merkezi!"
“You ain't heard nothin' yet!” (The Jazz Singer, 1927)“Henüz bir şey duymadın!”
“Wax on, wax off” (The Karate Kid, 1984)“Balmumu aç, balmumu kapat”
“Yo, Adrian!” (Rocky, 1976)“Yo, Adrian!”
“Nobody’s perfect” (Some Like it Hot, 1959)"Kimse mükemmel değildir"
”Just when I thought I was out, they pull me back in.” (The Godfather Part III, 1990)“Sadece dışarıda olduğumu düşündüğümde beni geri çekti.”
“Magic Mirror on the wall, who is the fairest one of all?” (Snow White and the Seven Dwarves, 1937)“Duvardaki Sihirli Ayna, kim en adil olan?”
“They’re here!” (Poltergeist, 1982)“Buradalar!”
”They call it a Royale with cheese.” (Pulp Fiction, 1994)“Ona peynirli bir Royale derler.”
“I'm just one stomach flu away from my goal weight.” (The Devil Wears Prada, 2006)“Hedef ağırlığımdan sadece bir mide gripiyim.”
“It was Beauty killed the Beast” (King Kong, 1933)“Güzellik Beast'i öldürdü”
“I'm walking here! I'm walking here!” (Midnight Cowboy, 1969)“Ben burada yürüyorum! Ben burada yürüyorum! ”
“These go to eleven” (This is Spinal Tap, 1984)“Bunlar on bir gider”
“Forget it, Jake. It’s Chinatown” (Chinatown, 1974)Unut bunu Jake. Çin Mahallesi ”
“Chewie, we’re home” (Star Wars: The Force Awakens, 2015)“Chewie, evdeyiz”
“As if!” (Clueless, 1995)"Sanki!"
“You make me want to be a better man” (As Good as It Gets, 1997)“Beni daha iyi bir erkek olmak istiyorsun”
”Get your stinking paws off me, you damned dirty ape!” (Planet of the Apes, 1968)"Kokuşmuş pençelerini çıkar beni, lanet olası kirli maymun!"
“I drink your milkshake!” (There Will be Blood, 2007)“Milkshakeini içiyorum!”
“You complete me” (Jerry Maguire, 1996)"Beni tamamlıyorsun"
“They call me Mister Tibbs!” (In the Heat of the Night, 1967)“Bana Mister Tibbs derler!”
”They may take our lives, but they'll never take our freedom!” (Braveheart, 1995)“Hayatlarımızı alabilirler, ama asla özgürlüğümüzü alamazlar!”
“Love means never having to say you're sorry” (Love Story, 1970)“Aşk asla üzgün olduğunu söylememek demektir”

İngilizce cümlelerde iki çeşit soru yapma şekli vardır.

► Birincisi yardımcı fiil başa getirilerek yapılır ve yes/no questions olarak adlandırılır. Çünkü bu tür sorular, cevabında evet veya hayır denmesini gerektirir.

- He is a doctor. (O bir doctor.)
- Is he a teacher. (O bir öğretmen midir?)

- She watched TV yesterday. (O dün televizyon izledi.)
- Did your brother bring water? (Kardeşin su getirdi mi?)

► İkinci soru şekli de, soru kelimeleri kullanarak yapılan sorulardır. Bu tür sorulara evet veya hayır şeklinde cevap verilemez. Bu tür soru kelimelerinden hemen sonra, bazı istisnalar dışında hemen yardımcı fiil gelir ve cümlenin dizilişinde başka değişiklik yapılmaz. Belirttiğimiz istisnalar da aşağıdaki açıklamalarda verilmiştir.

- What is your name? (Senin ismin nedir?)
- Where did she go?
 (O nereye gitti?)

Bu konuda asıl olarak soru kelimeleri ve kullanımları anlatılmaktadır. Aşağıda İngilizce dilinde var olan tüm soru kelimeleri ve kullanımları ayrıntılı olarak verilmiştir.


► What: Ne

- What did you do yesterday? (Dün ne yaptın?)

- What do they like doing in their free time? (Onlar boş zamanlarında ne yapmaktan hoşlanırlar?)

- What can I do for you? (Sizin için ne yapabilirim?)

Eğer what soru kelimesinden hemen sonra isim gelirse, what kelimesi "hangi" anlamına gelir.

- What movie did you see last night? (Dün gece hangi filmi izledin?)

- What country can we go to? (Hangi ülkeye gidebiliriz?)

- What time do you leave work? (Ne vakit işten ayrılırsınız?)

- What car did you drive yesterday? (Dün hangi arabayı kullandın?)

- What color is your car? (Araban ne renk?)


► Where: nerede, nereye

- Where does Betty eat breakfast? (Betty kahvaltısını nerede yapar?)

- Where do Al and Jennifer live? (Al and Jennifer nerede yaşarlar?)

- Where do the students buy hats? (Öğrenciler şapkaları nereden satın alırlar?)

- Where does John go after the school? ( John okuldan sonra nereye gider?)

- Where do the students have their exams? (Öğrenciler sınavlarını nerede olurlar?)


► When: ne zaman

- When do you go to the cinema? (Sen sinemaya ne zaman gidersin?)

- When does he leave home? (O evden ne zaman ayrılır?)

- When do the students study? (Öğrenciler ne zaman ders çalışırlar?)

- When does Kennet come to his office? ( Kennet bürosuna ne zaman gelir?)

► What time : ne zaman / saat kaçta

When ile what time soru ifadeleri arasında bir fark vardır. When ile sorulan sorulara genel zaman ifadeleriyle (dün, geçen sene, yarın) cevap verilirken, what time ile sorulan sorulara saat söyleyerek cevap verilir.

- What time did you arrive home yesterday? (Dün eve saat kaçta vardın?)

- What time do you have lunch? (Öğle yemeğini saat kaçta yersin?)

- What time do you have get up tomorrow? (Yarın saat kaçta kalkmak zorundasın?)


► Who: kim

“Who” soru kelimesi tıpkı diğer soru kelimeleri gibi kullanıldığı gibi, ayrıca cümlenin öznesi olarak da kullanılır. Özne olarak kullanıldığında kendisinden sonra yardımcı fiil değil, asıl fiil gelir. Önce normal kullanımını görelim.

- Who do you love? (Sen kimi seviyorsun?)

- Who did you see at the party? (Partide kimi gördün?)

Şimdi de who soru kelimesinin cümlenin öznesi olarak kullanıldığı örnekleri görelim.

Who goes to the office every day? (Büroya her gün kim gider?)

- Who watches TV in the evenings? (Akşamları kim TV seyreder?)

- Who comes early every day? (Her gün kim erken gelir?)

Aşağıdaki iki örneği incelerseniz, who soru kelimesinin farklı kullanışlarını net olarak görebilirsiniz.

- Who dou you love? (Sen kimi seviyorsun?)

- Who loves you? (Seni kim seviyor?)


- Who does Jane call every night? (Jane her gece kimi arar?)

- Who calls Jane every night? (Jane'i her gece kim arar?)

► Whose: kimin

Bu soru kelimesinden sonra da yardımcı fiil değil, asıl fiil gelir. Yani whose cümlenin öznesi konumundadır.

- Whose shirt is this? (Bu kimin tişörtü?)

- Whose car are you driving? 
(Kimin arabasını kullanıyorsun?)


► Which: hangi

Which soru kelimesinden sonra da isim kullanılır. Bazı durumlarda which kelimesinden sonra "one" kullanılırak, hangi biri anlamı elde edilir.

- Which shoes did you like? (Hangi ayakkabıları beğendin?)

- Which country would you like to visit?
 (Hangi ülkeyi ziyaret etmek isterdin?)

- Which one is your coat? (Hangisi senin palton?)

- Which ones did you read? 
(Hangilerini okudun?)

► How: nasıl

- How are you today? (Bugün nasılsın?)

- How did you find my house? (Evimi nasıl buldun?)

- How did you go to school? (Okula nasıl - ne ile- gittin?)

► Why:  niçin / neden

- Why are you crying? (Neden ağlıyorsun?)

- Why did she buy an expensive car? (O niçin pahalı bir araba aldı?)

- Why are you so unhappy? (Neden bu kadar mutsuzsun?) 


► How many: kaç tane, ne kadar, kaç (sayılabilenler için)

“How many” soru ifadesi sayılabilir isimlerle kullanılır.

- How many students are there in the classroom? (Bu sınıfta kaç tane öğrenci var?)

- How many people are coming to the party? (Partiye kaç kişi geliyor?)

- How many books did you read last month? (Geçen ay kaç kitap okudun?) 

► How much: kaç tane, ne kadar, kaç (Sayılamayanlar için)

“How much” soru ifadesi sayılamayan isimlerle kullanılır.

- How much money do you want? (Ne kadar para istiyorsun?)

- How much sugar do we need? (Ne kadar şekere ihtiyacımız var?)

- How much time is there left? (Ne kadar zaman kaldı?) 


► How long: ne kadar

"How long" soru ifadesi bir şeyin zaman olarak ne kadar sürdüğünü sormak için kullanılır.

- How long is it from İstanbul to Ankara? (İstanbul'dan Ankara'ya gitmek ne kadar sürer?)

- How long did you work in that company? (O şirkette ne kadar çalıştın?)

- How long do you sleep a night? (Bir gecede ne kadar uyursun?)


► How far: ne kadar

"How far" soru ifadesi de bir şeyin mesafesini sormak için kullanılır.

- How far is it from İstanbul to Ankara? (İstanbul Ankara arası ne kadar mesafedir?)

- How far did you travel last summer? (Geçen yaz ne kadar uzağa seyahat ettin?)

- How far can you walk in an hour? (Bir saatte ne kadar (uzağa) yürüyebilirsin?)


►How often: ne kadar sıklıkla

How often soru ifadesi, bir şeyin ne sıklıkla yaptığını sormak için kullanılır ve cevabında genellikle, her zaman (always), sık sık (often), bazen / ara sıra (sometimes) ve asla / hiçbir zaman (never) zaman zarfları kullanılır.

- How often is she early? (O ne zaman erken gelir?)
- She's always early. (O her zaman erken gelir.)

- How often does he go to the library? (O hangi sıklıkla kütüphaneye gider?)
- He goes to the library every Saturday. (O her cumartesi kütüphaneye gider.)

- How often do you eat fruit? (Hangi sıklıkla meyve yersiniz?)
- We eat fruit every day. (Biz her gün meyve yeriz.)

- How often do they eat at home? (Onlar hangi sıklıkla evde yemek yerler?)
- They sometimes eat at home. (Onlar bazen evde yemek yerler.)

Ayrıca how soru ifadesinin yanına çeşitli kelimeler getirilerek farklı sorular oluşturulur.

► How fast (ne kadar hızlı)

- How fast can a cheetah run? (Bir çita ne kadar hızlı koşabilir?)

► How tall (ne kadar uzun)

- How tall are you? (Senin boyun kaç?)

► How heavy (ne kadar ağır)

- How heavy is this luggage? (Bu valizin ağırlığı nedir?)

 

100 Ways to Say 'Very Good' 

  1. You're on the right track now!
  2. You've got it made.
  3. Super!
  4. That's right!
  5. That's good.
  6. You're really working hard today.
  7. You are very good at that.
  8. That's coming along nicely.
  9. Good work!
  10. I'm happy to see you working like that.
  11. That's much, much better!
  12. Exactly right.
  13. I'm proud of the way you worked today.
  14. You're doing that much better today.
  15. You've just about got it.
  16. That's the best you've ever done.
  17. You're doing a good job.
  18. That's it!
  19. Now you've figured it out.
  20. That's quite an improvement.
  21. Great!
  22. I knew you could do it.
  23. Congratulations!
  24. Not bad.
  25. Keep working on it. You're improving.
  26. Now you have it!
  27. You are learning fast.
  28. Good for you!
  29. Couldn't have done it better myself.
  30. Aren't you proud of yourself?
  31. One more time and you'll have it.
  32. You really make my job fun.
  33. That's the right way to do it.
  34. You're getting better every day.
  35. You did it that time!
  36. That's not half bad.
  37. Nice going.
  38. You haven't missed a thing!
  39. Wow!
  40. That's the way!
  41. Keep up the good work.
  42. Terrific!
  43. Nothing can stop you now.
  44. That's the way to do it.
  45. Sensational!
  46. You've got your brain in gear today.
  47. That's better.
  48. That was first class work.
  49. Excellent!
  50. That's the best ever.
  51. You've just about mastered it.
  52. Perfect!
  53. That's better than ever.
  54. Much better!
  55. Wonderful!
  56. You must have been practicing.
  57. You did that very well.
  58. Fine!
  59. Nice going.
  60. You're really going to town.
  61. Outstanding!
  62. Fantastic!
  63. Tremendous!
  64. That's how to handle that.
  65. Now that's what I call a fine job.
  66. That's great.
  67. Right on!
  68. You're really improving.
  69. You're doing beautifully!
  70. Superb!
  71. Good remembering.
  72. You've got that down pat.
  73. You certainly did well today.
  74. Keep it up!
  75. Congratulations. You got it right!
  76. You did a lot of work today.
  77. Well, look at you go.
  78. That's it.
  79. I'm very proud of you.
  80. Marvelous!
  81. I like that.
  82. Way to go!
  83. Now you have the hang of it.
  84. You're doing fine!
  85. Good thinking.
  86. You are really learning a lot.
  87. Good going.
  88. I've never seen anyone do it better.
  89. Keep on trying.
  90. You outdid yourself today!
  91. Good for you!
  92. I think you've got it now.
  93. That's a good (boy/girl).
  94. Good job, (person's name).
  95. You figured that out fast.
  96. You remembered!
  97. That's really nice.
  98. That kind of work makes me happy.
  99. It's such a pleasure to teach when you work like that.
  100. I think you're doing the right thing.

Sponsorlu Bağlantılar